Avrupa'nın göbeğindeki Anadolu
Sanki Anadolu'da seyahat ediyor gibiyiz. Türk Milleti zümrüt gibi ovalara Anadolu'yu taşımış, kültürü ve mimarisiyle. Ve Avrupa'nın Sağuna kök salmış , hem de sökülmemecesine.
Atalarımızın atlarının nallan ile titrettiği fethedilmiş topraklara sert bastım. Sağıma, soluma bakırınken karşıma birden uzun boylu bir Makedon güzeli hostes hanım çıktı. "Makedonya'ya hoşgeldiniz. Buyurun beni takip edin" dedi. Ve kafilemizi peşine taktı.
sıkıntısıyla sevinci bir arada yaşadık. Sohbete ara verecektik ona sıkıldık. Fatihan'ın topraklarına iniyorduk ona sevindik. Ve başlarımız pencerelere uzandı. Gözlerimiz projektör gibi tarayabildiği tüm alanları taramaya başladı. Dağ, tepe, ırmak ne gördüysek ev sahiplerine peş peşe sorduk. Çocuksu heyecanlarla... Uçağımızın tekerlekleri piste değdi ki ancak sorularımıza nokta kondu.
Bir an tefekkür ettim. Kanatlı atları ile gökyüzünden yere inen Akıncı Beyleri bize sanki hoşgeldiniz diyordu. Ve "Ak Tolgalı Beylerbeyi"nin haykırışıyla Tuna'dan kafilelerle geçen akıncılar gözümüzün önünden süzülüp geçtiler. Ta ki Kızıl Elma'ya varana kadar.
Uçaktan inen ilk ben oldum. Merdivenler ayağımın altından kaydı sanki. Besmele ile yere bastım. Atalarımızın atlarının nalları ile titrettiği fethedilmiş topraklara sert bastım. Sağıma, soluma ba-kınırken karşıma birden uzun boylu bir Makedon güzeli hostes hanım çıktı. "Makedonya'ya hoşgeldiniz. Buyurun beni takip edin" dedi. Ve kafilemizi peşine taktı.
İlk tanışma ve
Üsküp Havalimanı binasına geldik. VIP salonu önünde kadınlı, erkekli bir grup sıraya girmiş. Gözleri ışıl ışıl, yüzleri gülüyor. Türkiye Türkçesi'yle bizlere, "Hoşgeldiniz" derken ellerini uzatıyor. Tokalaşıyoruz. Uzanan mübarek eller, hasret ışıklan ile yanan gözler. Candan, sıcak, samimi... 500 yıl ötesinden "Evlâdı Fatihan!" Bizi VÎP salonuna alıyorlar, oturuyoruz.
Çay ikram ediliyor ve birbirimizi tanımaya çalışıyoruz. Onlar isim isim gıyaben hepimizi biliyorlar. TDP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Enver Hamdi Bey ve hanımı sayın hanımefendi, Genel Sekreter sayın,Hadi Bey ve diğer yöneticiler.
Fakat bu arada VIP salonunda Türkiye'den aynı uçakla geldiğimiz milli sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri de var.
Onlann bir kısmını tanımakla birlikte
sanki ilk defa görüşüyor gibiyiz. Yalnız olmadığımızı, aynı davaya gönül vermiş başka gönüldaşlarımızın varlığının bize kuvvet verdiğini hissettik.
Bu esnada pasaport işlemleri tamamlandı.
Yeniden yola koyulduk
Ev sahipleri kafilemizi ikişer, üçer taksim ederek ayrı ayrı arabalara bindirdiler. Üsküp polisi ve özel güvenlik korumalarının nezaretinde Üsküp içerisinden geçerek Ohri'ye doğru yola çıktık.
Benim bulunduğum araçta İstanbul Milletvekili Bahri Sipahi Bey ve TDP Genel Sekreteri Hadi Bey ile Türk şoför kardeşimiz var. Üsküp -Ohri mesafemiz 180 kilometre. Üsküp'ün içinden geçiyoruz. Camiler, hamamlar ve Türk
evleri kendilerini asırlara meydan okurcasına muhafaza etmişler. Kim ne derse desin biz buradayız. Hancılar, yolcular değişse bile biz değişmeyiz diyorlar adeta...
Vardar Ovası, Vardar Nehri
.
Hadi Bey'in izah-lanna göre bir sağa, bir sola baka baka ilkokul öğrencisinin heyecanı ile hem görüyor, hem de öğreniyoruz. İşin daha başlangıcında yız. Bir anda kendi mizi köprü üzerinde buluyoruz ve altından haşmetle akan bir nehir görüyoruz. Adına türküler yakılan Vardar Ovası'nın candamarı Vardar Nehri, koynunda ne sırlar gizli. Gizliniz varsa gelin bana söyleyin, ben kimseye sır vermem, der gibi akıp gidiyor. Farkına varmadan Ohri yolundayız. Benim aklım Vardar'da fakat gözlerimizin tüm görüş mesafesinde bir yeşil denizle karşı karşıyâyız.
Bizi Ohri'ye götüren yol etrafı dağlarla korumaya alınmış zümrüt kaplı ovayı ikiye bölüyormış. Sanki yeşil denizin kıyılan, dağ yamaçlan olmuş da Müslüman Türkler yamaçlara villa yapmış.
Evet yol boyunca seyrine doyamadığımız bu olağanüstü manzara bitmek bilmedi. Taa ki, güzel Ohri'ye varıncaya kadar...
Türkler zorda
Bu esnada bir başka güzelliği de anlatmak milli bir görevdir sanıyorum. Araçta bize mihmandarlık yapan TDP'nin Genel Sekreteri Sayın Hadi Bey çok zor şartlarda ve tamamıyla kendi imkanları ile Türkler'in hak ve menfaatlerinin korunması ve kollanmasında na.sır çetin bir mücadele içersinde olduklarını son derece mütevazi bir üslup içerisinde anlattı. Üzüldük, takdir ettik ve hayran kaldık. Milletvekilimiz Bahri Sipahi bey ile beraber tüm bunları müşahede ettik. Lakin ben başka bir şeyi daha müşahede ettim. Bahri Sipahi Bey'in de bu meseleler üzerinde derin bilgisinin var olduğunu ve bu bilgilerin ışığında samimi ve gayretli bir mücadele ve dava adamı olarak hizmetlerini tespit ettim.
AHMET ÇAKAR RESMİ WEB SİTESİDİR