Bizim burada olduğumuzu bilin, yeter
Kulalarımızın yakından aşina olduğu, Ülkücü hareketin öncü marşı, "Çırpınırdı Karadeniz" şarkısı. Enstrümanların tellerinden ilk sesler çıkar çıkmaz BOZKURT işaretli eller havaya yükseliverdi.
Yine, "Allah Allah, ne oluyor?" dedim. "Acaba İstanbul'dan bizim Ülkücüler mi geldi? Salonu doldurdular da Bozkurt işaretleri ile Karadeniz şarkısını mı okuyorlar?" Hayır, hepsi Rumeli Türkleri... Hepsi Evlad-ı Fatihan.
İSTANBUL'dan esen yeller
Sana şirin selam söyler
Olsun bütün Turan iller
Kurban Türk'ün bayrağına
diyerek şarkıyı tamamladı. Salon ayakta,
herkes Bozkurt işareti yaparak alkış tufanı sergiliyor.
Ve karşılıklı mesajlar alınarak yüreklerde tarifi mümkün
olmayan muhteşem bir buluşma gerçekleşiyor.
Bu öyle güzel bir buluşma ki ruhumuz bedenimize sığmıyor.
Kalplerimiz kardeşlik ve Türklük aşkı ile öyle dolmuş ki,
göğüs kafesimiz kalbimize dar geliyor. Kimse birbirinden
ayrılmak istemiyor. İstiyoruz ki cismani birliktelik bile sonsuzlaşsın.
Lakin hayatın kurallan kaçınılmaz. Mekan sahiplerine tesellilerimizi sunarak,
"Allahaısmarladık" diyoruz. Ve hep birlikte otelimize dönüyoruz.
Otele vasıl olunca mih-mandarlanmız sabah erken kalkmamızı,
saat 8.30'da kahvaltı, 9.00'da tekne ile Ohri Gölü gezisi
ve San Saltuk ziyaret programını söylediler.
Gecelere hayır dilendi ve isti-rahate çekildik.
Ohri Gölü'nde gezinti
Deliksiz bir uykunun rahatlığı ile zinde bir şekilde uyandık ve belirlenen saatte kahvaltı salonunda buluştuk. Yatılı okul talebeleri gibi şen ve şakrak, kahvaltımızı yaptık. Sonra otele yakın mesafede bulunan kayıkçı barınağına doğru yürüdük.
Ohri'nin en güzel, en büyük teknesi bizi bekliyordu. Biraz köhne de olsa Ohri'nin en güzel teknesi idi. Tekneye doluştuk. Gözlerim Nesrin Hanım ve Hüseyin Akgül Beyi aradı buldu. Ben Nesrin Hanım kardeşimizin yanına oturdum. Yüreği büyük Nesrin kardeşim, Hüseyin Akgül Bey ve KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Beyin oğlu Serdar Bey de karşı oturma yerindeler.
Kubbealtı Aydınlar Ocağı, TÜDEV ve Türki-ye,Rumeli Türkleri Dayanışma Derneği, Bulgaristan Türkleri Hak ve Özgürlükler Hareketi Başkan Yardımcısı ve Bulgaristan Parlamento üyesi Türk milletvekilleri kardeşlerimiz ve evladı fatihan hep birlikteyiz. Rehberimiz Türk kızı Ayfer... Bir Türk kızında aranan bütün özellikler onda mevcut. Ruhta ve manada güzel Ayfer. Üniversite talebesi olmasına rağmen daha fazlası onda var ve bizim haziruna eşlik ediyor.
Ohri şehrini, Ohri Gölü'nü ve tarihçesini anlatmaya çalışıyor. Ohri Gölü, Avrupa'nın en büyük değil ama en derin ve en güzel gölü. Dağlarla çevrili derin bir tas gibi. Makedonya tarafı yemyeşil, Arnavutluk tarafı kupkuru dağlarla çevrili.
Göl berrak ve temiz, pırıl pırıl. En ufak bir kirlilik söz konusu değil. Kıyaslandığı takdirde yapıların işgal ettiği alan istisna durumunda. Asırlar boyu böylesine çevre gü-zeUiğinin korunabilmesi fevkalade, takdire şayan bir husus.
Türkiye, anayurt
j Makedonya'da yaşayan tüm in-sanlan tebrik etmek ve kutlamak kanımca bir insanlık borcudur. Çevrebilimdi ve çevrecilik ahlakı bu derece gelişmiş insanlan tanımaktan büyük mutluluk duydum.
Güzellikleri seyrede seyrede giderken bu seyahatte buluşanlar ulvi gayelerle bir araya geldikleri için turistik sohbet, yerini hemen memleket, vatan meselesine terkediyor. Tekne fazla büyük değil ama öbek öbek sohbetler oluyor. Tek gündem var.
Nerede bir Türk varsa ona ulaşabilmek ve onu sevmek. Bu işi daha güzel nasıl yapabiliriz? Türkiye anayurt, kaynak orası. O kaynağı diğer kaynaklarla nasıl buluştururuz.
Bizi aklınızda tutun yeter
Kim daha kuvvetli ise zayıfımıza, mağdurumuza nasıl el uzatabiliriz? Bu organizasyonlar süratle nasıl yapılabilir? Mevcut gelinen çizgiden daha öteye geçme gayreti nasıl teşkil edilebilir? Hepsi de bir soru, bir cevap gibi. Soru-
lann hepsinin tek cevabı var. Birlikten kuvvet, kuvvetten birlik doğar ve Ayfer kızın, Serdar Denktaş Beyin sorusuna verdiği cevap gibi çok anlamlı ve çok manidar bir cevap. Meraklanmayın soruyu hemen soruyorum. Serdar Bey'in ağzından, "Peki siz Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nden ne bekliyorsunuz?" Ayfer'in cevabı: "Bizim buralarda olduğumuzu bilin yeter." Gecenin alacasında Ohri'ye girdik. Karanlıkta pek bir şey anlaşılmıyor. Şehir küçük, sokaktan mütevazi ve huzurlu. Ohri, Türkiye'nin Bodrum'u gibi. Köhne bir otelin önünde durduk.
Sevdiği yerden gelen sevgililer
Tito döneminden kalma. Araçlardan indik. Karşılayanların başında TDP Genel Başkanı Sayın Erdoğan Saraç Bey var. Sarmaş dolaş oluyoruz. Erdoğan bey anavatanından gelenleri karşılamanın heyecanı ve mutluluğunu bütün hatlan ile yaşıyor. Ayaklan yerden kesik vaziyette. Sevdiği yerden sevdikleri gelmiş, onu sevenler gelmiş. O hali iyi bilirim. Müşterek bir davanın aşkını gönüllerinde yaşatanların buluşmasını iyi bilirim. Her türlü hesabın ve dünya isinin üstünde riyasız ve samimi kucaklaşma. Bu hali kelimelerle ifadeden her zaman aciz kalabiliriz.
Sıra sıra hoşgekfindeler
Hepimizi odalarımıza yerleştirdiler. Ve 20 dakika sonra aşağıya inmemizi istediler. Akşam yemeği ve hoşgeldin şöleni için tam vaktinde, tam kadro otelin lobisindeyiz. Hepimiz geldiğimiz araçlara aynı arkadaşlarımızla birlikte bindik ve bir Türk kardeşimizin işlettiği restorana doğru yola çıktık. 5-10 dakika sonra restoranın önündeyiz.
Türkler kapıda sıraya girmişler, bize, "Hoşgeldiniz" diyorlar ve restorana misafir ediyorlar. Herkes yerini alıyor. Özellikle Türkiye'den gelenlere göre bir Ü masası teşkil etmişler, bizleri oraya oturttular. Ve biraz sonra müzik başladı. Ne duyalım dersiniz? Üç enstrüman eşliğinde genç bir delikanlının ağzından İstanbul sarkılan dökülmeye başladı.
Dalga dalga büyüyen duygular
Düzgün İstanbul Türkçesi ile usulüne ve esasına uygun bir musiki ziyafeti izlemeye başladık ve kendimizi İstanbul'un bir semtinde far-zettik. Hasreti, özlemi, vuslatı bir arada terennüm etmek ne ise onu hissettik.
Duygularımız kah dalgalandı, fırtınaya dönüştü. Kah duruldu, durgun göle dönüştü. Müzik ziyafeti sürerken, yemekler gelmeye başladı. Bir yandan ruhumuzun gıdasını, bir yandan vücudumuzun gıdasını alıyorduk, yemek bitiminde sıra geldi halay çekmeye.
Türk folklorunun müşterek bilinen ve kolay oynanan figürlerini ihtiva eden halay. Dünyanın neresinde olursa olsun, Türkler'in tamamının bildiği halay.
Rumeli türlmlerinin ritmiyle başlayan, Karadeniz türkülerinin ritmiyle devam eden halaya iştirak etmek bizim için de artık tatlı bir mecburiyet oldu. Bütün salon ayakta.
Çırpınırdı Karadeniz
Anadolu ve Rumeli Türkleri birlikte halay çekiyoruz. Kimse yorulmak bilmiyor, kimse oturmak istemiyor.
İstiyoruz ki sonsuza dek halay çekelim. Fakat halay da bitmek zorunda. Tıpkı hayat gibi. Kan ter içerisinde isteksiz yerlerimize oturuyoruz.
Müzik devam ediyor ve bir sürpriz ile gecenin havası birden değişiyor. Kulaklarımızın yakından aşina olduğu, Ülkücü hareketin öncü marşı: "Çırpınırdı Karadeniz" şarkısı. Enstrümanların tellerinden ilk sesler çıkar çıkmaz BOZKURT işaretli eller havaya yükseliverdi. Yine, "Allah Allah, ne oluyor?" dedim.
"Acaba İstanbul'dan bizim ülkücüler mi geldi? Salonu doldurdular da Bozkurt, işaretleri ile Karadeniz şarkısını mı okuyorlar?" Hayır, hepsi Rumeli Türkleri...
Hepsi Evlad-ı Fatihan. Tabii Ahmet Çakar bu derece yükselen Milli heyecana dayanabilir mi? Sahneye yürüdü ve şarkının bir bölümünden sonrası için mikrofonu eline aldı ve....: